YUSUF AKÇURA

YUSUF AKÇURA

Bir milletin kurtuluşu için ömrünü adamıştı Yusuf Akçura. Milletine tekrar bir olmanın yolunu gösterebilmek için en doğru yolu bulmak ve o yolda rehber olmak için çalıştı. Ondandır ki Türk Ulusunun geleceği konuşulurken hala geçmişe dönülerek Yusuf Akçura’ya kulak verilir.

Varlıklı ve saygın bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmesine rağmen bunun rahatlığını yaşayamamıştır. Henüz iki yaşındayken babasını kaybetmiş, takip eden yıllar içerisinde de annesi sağlığını yitirmiştir. Mal varlıklarının da hızla eriyip gitmesiyle 1833 yılında Rusya’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşmişlerdir. Yusuf Akçura’nın fikri hayatının filizleneceği eğitim yılları burada başlamıştır. Annesinin evlendiği Dağistan’lı Osman Bey eğitim konusunda Akçura’ya destek olmuş ve onu askeri okula gitmeye teşvik etmiştir. Bunun sonucu olarak Yusuf Akçura, Kuleli Askeri Lisesini bitirmiş ve 1895 yılında harbiye mektebine başlamıştır. O gün kendisi bilmese de artık hayatı geri dönülmez bir şekilde değişmeye başlayacaktı.

Sarıldığı fikirlerin rehberliğinde meşakkatli bir hayat mücadelesi başlamıştı. Osmanlı artık son demlerini yaşamakta ve bu topraklarda kurtuluşu hedefleyen yeni fikri akımlar baş göstermekteydi. Milliyetçilik temelli akımlarda bunlardan biriydi. Gaspıralı İsmail Beyin Tücraman’ı İstanbul’da yayınlanmakta ve büyük yankı bulmaktaydı. Bu ortamda Yusuf Akçura’nın Türkçülük fikri yeşermeye ve sağlam temellere oturmaya başlamıştı 1897 de Erkan-ı Harbiye sınıflarına ayrılan Akçura, Malumat dergisinde Şehabettin Hayrat adıyla ilk makalesini yayımladı. Türkçülük ideolojisinin en güçlü neferlerinden biri, sesini ilk kez geniş kitlelere duyuruyor ve fikri yapısını belli ediyordu.

Onun Türkçülük anlayışı geniş coğrafyalara dağılmış olan Tüm Türk ulusunu kapsıyordu. Makalesinin temelinde Kuzeyde dini yenilik ve milli uyanış hareketinin ilk liderlerinden Şehabeddin Mercani‘yi merkez alıp Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini birbirine anlatmak, tanıştırmak amacı yatıyordu. Çalkantılı yılların içinde rengini belli etmiş bir fikir adamıydı artık Akçura. Bunun sonuçlarıda kendini belli etmeye başlamıştı Harbiye mektebindeki ikinci senesinde ilk kez mahkum edilmişti. Suçu genç Türklük düşüncesine katılıp hizmet etmekti… Cezası 45 günlük mahrumiyet olmuştu. Erkan-ı Harbiye sınıfına ayrıldıktan bir kaç ay sonra bu kez Taş Kışla Divan-ı Harbi’nde yargılandı. Bu sefer sonuç daha ağır olmuştu mahkeme kararıyla askerlikten uzaklaştırılıyor ve müebbet sürgün cezasına çarptırılmıştı. Sürgünün adresi ise Fizan’dı. Yusuf Akçura için bu kez hayatın eğitimi başlamıştı sürgün, onun için yeni ufuklara açılacak olan bir yolculuğa dönüşecekti. Yolculuğun sonu yine İstanbul olacak ve bu son durakta fikri açıdan olgunlaşmış bir adam yeni kurulacak cumhuriyetin Türk siyasi hareketi içerisine ölümsüz bir iz bıraktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir