ALP ŞAHSİYETİNİN TÜRK SANATINDA GÖRÜNÜŞÜ

ALP ŞAHSİYETİNİN TÜRK SANATINDA GÖRÜNÜŞÜ

    Alp şahsiyeti ve destanı, Türk edebiyatında olduğu gibi, Türk sanatında da önemli bir yer tutmuştur. Bu konuda tarihimiz boyunca ortaya konan eserler, kültürümüzün bir halden başka bir hale geçiş safhalarını takip ederek, çeşitli devir ve üsluplardan geçti.

Proto-Türk ve Erken Türk Sanatında Alp konusu

Eski Türk elini ve terbiyesi, kahramanlığa özel bir değer atfediyor, bu vasfı her faziletten üstün tutuyordu. Bu dünya görüşü, erken Türklerin hayat ötesi hakkındaki kavramlarında belirir.  Alpın kahramanlığı sayesinde edindiği her ganimet, esirler, atlar, gökyüzündeki hayatında da, onun malı sayılırdı  belki de, öldürdüğü düşmanlarının balbal şeklinde kendisine öbür dünyada hizmete mahküm olduğu fikri mevcuttu

Kuzey Asya’da, geçmiş vatanımızdaki alp kurganlarının anlattığı menkıbeleri heykeller, dereler boyunca kayalara hakkedilmiş peu-ogliller de tekrar eder. Erken devir Türk sanat eserlerinde görünen çeşitli alp tasvirlerinin ortak yönlerine ait birkaç düşünce burada yer alabilir.

Alp tasvirlerinin dış görünüşünde, Türk ırkına’ has denebilecek özellikler yoktur. Tarihlerde okunduğu gibi, proto-Türkler ve erken Türkler komşu milletlerle, Çinlilerle, Ona Asya lranileriyle, Yüeh-ch’ih ve Toharlar gibi sarı saçlı, gök gözlü, yani bugünkü Kuzey Avrupalı tipte gruplarla durmadan karışmaktaydı.    Bazen alpların vücutları, hatta yüzleri dövmeli olurdu. Pazırık’ta gömülü Mongoloid alpın vücudunda, Taştık’ta bulunmuş Hiung-nu ölü maskelerinde  dövme izleri görülür. Türk kurgan heykellerinde görülen bazı çizgiler R. Aspelins ve başka araştırmacılar tarafından dövme olarak açıklandı. Gerçekten bu çizgili heykellerin hayvan biçimli kulakları ve diğer doğal olmayan tarafları  onların insan değil, belki muhafız ruhlar olduklarım akla getirir.

Türk alplarının kıyafetleri. muharebeye elverişli, binici giyimidir. Hiç değişmeyen özellik, daima çizme ve çakşır giyilmesidir. Çakşır, bazen kaplan postundan olur

Kül Tigin’in ve daha birçok Kök Türk heykellerinin giydiği dize kadar uzanan, beli kuşakla sıkılan, dik veya devrik yakalı kaftan da eski bir lç Asya kıyafetidir.  Doğu ve Batı Hunlarının ongunu olan yırucı kuş veya griffon, Kül Tigin’in başlığı üzerinde ele kanatlarını açmıştır. Erken bir Türk lahdi olan Aşete Kök Türk !ahdinde de bir tarngayla beraber, yani ongun mahiyetinde bir yırtıcı kuş şekli oyulmuştur. kaşgari’ye göre, Türklerin eski hanedanının oğullarına yırtıcı kuş adı verilirdi. Yırtıcı kuşlar, Oğuzların da ongunlarıydı. Kurt, Noin-ula eserlerinin birinde kanatlı şekilde gözükmektedir. Asena soyunun ongunu kurttu.

Türk alpının bineği, hayatta ve ölümde arkadaşı olan attı.8 Dokuz Oğuz Ti hükümdarına Mes’ud, “atlı hükümdar (melilıü’l-hayl)” demektedir. Türk ordularıı kuvveti ve üstünlük sırrı, ata hakimiyetleri olmuştu.   Bazı alpların altıyüz atı var Bunların arasında “özlük at” özel bir yer tutar ve onun adı ve donu alpın mezar ta na yazılır, kuyruğu kesilip alpın mezarına dikilir, kendisi de alpla beraber gömüh dü.

Türk atları kendilerini yetiştiren boyun damgasını taşırdı. Atın yelesine ve kuyruğuna özel şekiller verilirdi. At yelesi, bazen dişli veya örülü olarak gözükmektedir. Bu özellik, Pazırık’tan beri lç Asya at resimlerinde vardır ve ifade ettiği anlam pek anlaşılamamıştır

Hamasi üslupta erken Türk sanat eserlerine bakarsak, başlıca birkaç grup kendini gösterir. Kırgız eserleri genellikle büyük anıt kayalara oyulmuş geniş savaş ve av sahneleridir. Bu eserlerin bazısı acemi ve iptidai sanatkarlar tarafından yapılmıştır.

Turfan Vadisi’nde, Tanm’da ve Tun-huang’da bulunan eserlerde ise, Türk sanatkarları kendilerinden önceki medeniyetlerin tekniklerini kullanarak eserler vücuda getirdi. Bu arada toprak heykeller, duvar ve kağıt üzerine yapılmış resimler pek çoktu. Eski medeniyetlerin temeli üstüne kurulan _bu sanat da yüzyıllarca tekrar edilmiş teknikler sayesinde daha gelişmiş, ayrıntıya önem veren bir üslup meydana geldi. Gerçekten hamasi üslubun özelliği olan kuvvet ve hareket ifadesi bu gelişmeden zarar gördü. Buna karşılık, tafsilatlı eserler, devrin Türk alpını pek canlı bir şekilde tasvir etti.

Buda ve Mani dinleriyle ancak ikinci derecede ilgili olan alp tasvirleri de bu ilk kısımda irdelendi. Eserlerin bazıları dini mahiyette olsa bile, ilhamını daha ziyade devrin Türk alpinn görünüşünden aldığı söylenebilir.

Erken Türk heykellerinirı elindeki kadeh bazı problemler arz eden bir şekildir. Kadeh ile ant içilirdi Görüldüğü gibi, erken Türk sanat eserleri ve bu arada alp temsilleri, henüz mazinin anlaşılmayan ülkülerinin esrarına bürülüdür. Bu eserleri inceleme gayreti yanında, onları muhafaza gayreti de gerekmektedir. PİAC’ın 1964 yılında Hollanda’daki toplantısında, Polonyalı alim E. Tryjarski, Şunlardan bahsetmiştir: “Moğolistan’daki erken Türk eserleri bakıma ve bakım için mali yardıma muhtaçtır. Aksi halde bir süre sonra açık havaya çıkarılıp bırakılmış bu eserler yok olacak ve ecdadımızın bu abideleri ve hatıraları ebediyen kaybolacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir